Anasayfa    Hakkımda    Yazılar    Galeri    Yorumlar    Duyurular    Blog    İletişim      
YOLA ÇIKARKEN



   YOLA ÇIKARKEN


"Gezgin kaybolmanın peşindedir bulunan da yeni bir kimliktir."


Güney Amerika'da,yaklaşık altı ay süren ve beş ülkeyi kapsayan yolculuğumun ardından bir değerlendirme yapmak istiyorum.Bu geziye Buenos Aires'ten başladım ve yine Buenos Aires'te bitirdim.Bu ülkeler Arjantin,Şili,Peru,Bolivya ve Uruguay idi.Ziyaret ettiğim ülkeleri tek bir ülke gibi düşünmek yanlış olmaz,çünkü bu ülkeler arasında geçişler rahat ve kolaydı.Bu nedenle de rotamı gösteren haritada zik zak göreceksiniz. Kimi zaman bir kaç saat içinde ülke değiştirmek benim çok hoşuma gitti.

Neden Güney Amerika!! Yaşım yirmiyi bulmamıştı, Milliyet gazetesinde, Güney Amerika ile ilgili bir yazı dizisi okumuştum, ve "ah ben de bir gün gidebilecek miyim?" dediğimi hatırlıyorum.

Neydi beni bu coğrafyaya çeken?

15.yüzyılda Güney Amerika'ya gelen İspanyollar taşı toprağı altın olan bu kıtayı sonuna kadar sömürmüşler.Uzun bir kolonyal dönemin ardından siyasi istikrarsızlıklar nedeni ile Güney Amerika'da çok büyük acılar yaşanmış.

İngiliz şarkıcı Sting'in, "They dance alone" adlı Mayıs Anneleri'ne adadığı şarkısı bir dönem dilimden düşmemişti.Bu şarkı,her dinlediğimde Arjantin'de askeri darbe döneminde kocalarını, çocuklarını kaybetmiş annelerin acısını içimde hissetmeme neden olduğu gibi bu coğrafya'ya merakımı da artırıyordu.

Ayrıca gençliğimde çok dinlediğim Şili'li bir grup olan -Inti Illimani- protest müzik yapıyordu.Bu grup, değişik türde flüt (And flütü ve zampana ya da pan flüt) ve gitarla yaptıkları, hüzün ve coşku karışımı müzikleriyle hiç ama hiç aklımdan çıkmadı. Keşke bir gün And Dağları'nın eteklerinde bu müziği dinleyebilsem diyordum. Kültür ve coğrafya ortaklığımın olmadığı bu insanların müziği beni çok etkiliyordu. Derinden gelen hüznü içimde hissediyordum.

Titikaka Gölü kıyısında, bu müziği dinledim.Bir yerli, ağzında pan flütü, elinde gitarı ile göle yüzünü dönmüş bu içli And dağları müziğini çalıyordu.Ezgi öyle yakışıyordu ki o coğrafyaya..

Dans, müzik, rengarenk giysiler,Bolivya'nın lorel- hardy şapkalı kadınları,güzelliği sadelikte arayan İnka'lar...içimde yıllarca büyüttüğüm, yeni kıtaya gitme isteğimi dürtüyordu.

Seyrettiğim bir çok Güney Amerika filmi, bu coğrafyaya beni sessizce davet ediyordu.

"Güney"de, askeri darbe döneminde Arjantin'den Fransa'ya kaçan tango şarkıcı ve dansçılarının iç burkan hikayelerini izledim. "Viski"de, Uruguay'da yaşayan bir adam ile kadının kesif yalnızlığına bu film aracılığı ile tanık oldum. "Arjantin Hikayeleri"nde, Patagonya'nın ıssız coğrafyasında yaşayan küçük insanların dünyası ile ortaklık kurdum. "Acı Çikolata"da", duygularını yemekleriyle aktaran bu insanları çok sevdim. "İstasyon"da, Brezilya'da yaşayan yalnız bir kadının, hayatını değiştiren küçük bir çoçukla dostluğunu iliklerime kadar hissederek insanlığımı hatırladım.

Pablo Neruda'nın hayatından bir kesit olan "Postacı" filminde, bu coğrafyanın inanılmaz güzelliğinin içine çekildim. Rüzgarın ve dalganın sesini bir başka türlü dinlemeye başladım. Frida Kahlo'nun hayatını anlatan filmde, o renk ahenk dünyaya gitmek için önlenemez bir istek duydum.

Ayrıca Patangonya ile ilgili seyrettiğim belgeseller de çok farklı bir coğrafyanın habercisiydi.And dağlarının gölgesinde nasıl bir yaşam olur diye merak ettim.

Tüm bunların yanısıra Gabriel Garcia Marquez'in ilk okuduğum kitabı "Yüz Yıllık Yalnızlık" yirmili yaşlarımda beni çok etkilemişti. Ondan sonra bu müthiş yazardan, okuduğum diğer kitaplar da bu kıta için sesiz bir çağrıydı.

Kimseye söylemeden içimde büyüttüğüm bu isteği ya da rüyayı gerçeğe dönüştürmeye karar verdim. Gitmeden önce bir yıldan fazla araştırma yaptım. Rotamı belirledim.
Seyahati seven insanların oluşturdukları couchsurfing ve hospitalityclub adlı web siteleri(www.couchsurfing.com, www.hospitalityclub.org) aracılığı ile ilişki kurduğum insanlarla yazıştım.Onlardan gerçekten çok değerli bilgiler aldım. Hatta seyahatim sırasında onların evinde kaldım. Bu tip sitelerin ne kadar yararlı olduğunun bire bir tanığıyım.

18 Mart 2009 da hiç bilmediğim bir kıtaya biraz tedirginlikle yelken açtım. Hayatımın büyük ödülüydü. Altı ay süresince zaman zaman zorlanarak ama çok keyifli bir yolculuk yaptım. Oradayken bile yaşadığımın gerçek olduğuna inanamadım!

Gitmeden önce yaşadığım tedirginliklerin çok yersiz olduğunu anladım. Tek başına bir hatun olarak gezerken hiç bir problem yaşamadım. Çünkü benim gibi çok sayıda insan vardı.Anladım ki karar vermek çok önemli.Gittim, gördüm ve döndüm.Güney Amerika'da gezmek hiç ama hiç zor değil.

Yavaş yavaş ölürler.
Seyahat etmeyenler
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
.....................
Pablo Neruda (Çeviren İsmail Aksoy)

Her yolculuk insanın kendini biraz daha tanıması bence.Yollar büyüdükçe dünya küçülüyor.

Yolculuğum süresince kalacağım yerleri internete, Lonely Planete ve en önemlisi yolda karşılaştığım gezginlerin önerdikleri yerlere bakarak buldum.

Gitmeden önce Latin Amerika ile ilgili ciddi güvenlik problemleri olduğuna dair yazılar okumuştum. Ben bir kaç ufak aksilik yanında hiç bir problem yaşamadım.Tehlike, Türkiye'dekinden ya da herhangi bir Avrupa ülkesinden fazla değil.Gidecek olanlara ufak bir hatırlatma da benden olsun. Kamera, para gibi değerli eşyaları görünür yerde taşımamak insanı, ufak hırsızlıkları iş edinmiş gençlerden koruyor.

Keyifli,öğretici bazen de oldukça zorlayıcı bir yolculuktu. Neden zordu? Öncelikle yükseklikliğin beni çok yorduğunu söyleyebilirim.Bunun yanısıra iç ortamlarda ısıtma olmayışının belimi epeyce büktü.

En keyifili yanlarından biri, yolda tanıştığım gezginler ile kurduğum ortaklık oldu.

İşte bir yolculuğu tamamladım. Yazılar yolculuğum sırasında tuttuğum günlüklerdir. Hatalar vardır. Okurken bunları gözardı etmeniz benim dileğim. Umarım seversiniz!

Haydi arkadaşlar, hayallerinizin peşinden koşun! Muhteşem bir coğrafya, inanılmaz bir kültürel zenginlik sizi bekliyor!



736


Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yazılmamış.







“An” dokunulmaz ve uçucudur! An, bu yüzden zamanın en önemli değer ölçütüdür. Fotoğrafın “altın ölçeğinde” ana dokunmak, yaşamın farkında olmakla eş anlamlıdır.

Ahmet Önel


  KÜBA
  KUZEY HİNDİSTAN
  AMERİKA
  AVRUPA
  GÜNEY AMERİKA
  YUNAN ADALARI
  TÜRKİYE'DEN
  EGENİN KIYISINDAN
  BİRKAÇ FİLM ÜZERİNE...
  ORADAN BURADAN
  Galeri
      KÜBA
      ÇOCUK OLMAK
      HİNDİSTAN
      GÜNEY AMERİKA
      AMERİKA
      AVRUPA
      YUNAN ADALARI
      FOÇA
      DOĞADAN
      AYVALIK
      KARS
      MARDİN

© Ekim 2015, GuzinTumer.com