Anasayfa    Hakkımda    Yazılar    Galeri    Yorumlar    Duyurular    Blog    İletişim      
MASAMDAKİ LALE



   MASAMDAKİ LALE

"Babama"

Bugün 16 Mart Pazar.. Balkonda oturuyorum. Ve masamdaki lalenin bana düşündürdüklerini ya da hissettirdiklerini yazmak istiyorum. Çiçek seven bir ailede büyüdüm. Hep çiçeklere bakan biri ya da birileri vardı evimizde. Sadece bakmakla kalmayıp onlarla dil kuran… Bu insanların içinde babamın yeri tartışılmazdı. Onlara sevgiyle bakar, sabah güne onları selamlayarak başlardı babam. Annemin hayvan sevgisi, babamın çiçek sevgisi iki düşman kardeş gibiydi evimizde. Hatta bir çok kavganın da konusu.. Çünkü kediler bazı çiçekleri yemeyi seviyorlardı. Gündüz evin mutlak hakimi olan annem, babamın gözünden sakındığı çiçekleri kedilerin yemesine izin verirdi.

Babamın japon şemsiyesini yetiştirme isteğini bugün gibi hatırlıyorum. Ancak adeta başarısız bir girişimciydi. Her girişimi sonuçsuz kalıyordu. Çünkü evdeki kedilerimizin de damağına layık bir tattı japon şemsiyesi.. Hala gelişmiş, serpilmiş bir japon şemsiyesi gördüğüm zaman babamı hatırlarım..

Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarımda çiçeklerle kurduğum ilişki hep babamın üzerinden oldu.Yıllar sonra ondan bana miras kalan menekşe sevgisini kendi evimde yeşertmeye çalıştım.

Dört yılı aşkındır Foça’dayım. Burada hayatımı anlamlı kılan şeylerden biri de çiçeklerle ilgilenmek. Mart ayı ile her yerde fışkıran çiçekleri izlemek, toplamak, ekmek en büyük zevkim. Günbegün onların değişimini izlemekte çok farklı bir duygu.

Evimin baktığı meydandaki incir ağacını her sabah kalktığımda farklı buluyorum. Bu nasıl bir şeydir! Sanki sürekli izlersem değişimin her anını yakalayacakmışım duygusuna kapılıyorum. Hani belgesellerde olur ya! Bitki hemen büyüyormuş gibi..

İncir ağacı gibi sarmaşıklar da inanılmaz hızlı bir şekilde tomurcuklanıp yaprağa dönüşüyorlar.Sanki bitkilerin içinde bir hafriyat makinesi ve çok sayıda çalışan işçi var. Kraliçe arının etrafında toplanmış işçi arılar gibi adeta doğa ananın verdiği işi yetiştirmek için programlanmışlar.. Biz bu çalışmanın tozunu dumanını görmüyoruz elbette! Her iş etrafı kirletir. İş süresince çevreye söylenecek özürler vardır. Sonunda iyi bir iş çıkar. Biz, sevgili dostlarımızın sadece çalıştıklarını hissediyoruz. Onlar bize sadece mükemmel sonuçlarını gösteriyor. Bu doğanın mucizesi olmalı..




Bugünler Foça pazarının coştuğu günler. İstediğini seçebileceğin alabildiğince çiçek. Papatya, lale, sümbül en favori olanları. Bu favorilerin günbegün değişerek yerlerini başka çiçeklere bıraktıklarını da hatırlatmalıyım. Laleler, sümbüller bizi metrelerce öteden çağırıyorlar. Bu çağrıya kulak vermemek olmaz.

Lalemin masamdaki yerini bulması böyle bir sürecin sonucu oldu. Tabii lalenin ben de çağrıştıkları papatyanınkiler gibi yaşam sevinci, neşe gibi duygular değil. Bende mağrur, güzelliğinden çok emin soğuk bakan bir kadın duygusu yaratıyordu lale.

Olsun güzel güzeldir diyerek ben sevecen papatyalarımın üstüne lale koklamaya karar vermiştim çoktan.. Evimizin lalesi evin parlak köşesinde yerini buldu.

Eskiden lale mi gelincik dendiğinde tercihim hep gelincikten yana olurdu. Şimdi böyle bir soru olduğunda laleyi kolaylıkla harcayabileceğimi düşünmüyorum.

Aslında evimin yeni konuğu bana şunu gösterdi. Bir şeyi nasıl görmek istiyorsak öyle görüyoruz. Osmanlı döneminde iktidarın yanında yer alan bir çiçek olduğu için belki de iktidar simgesi gibi geldiği için uzaktan sevilmesi gerekenler arasına koymuştum laleyi. Ve hiç yaklaşmamıştım.
Benim lalem neşeli, sevecen bir arkadaşım gibi bana kendimi çok iyi hissettirdi. Zarafetin ne demek olduğunu gösteriyordu adeta. Rengi, şekli, duruşu ile..

Lale rengi ve şekliyle de Türk edebiyatında özellikle şiirde çok önemli bir yere sahip. Renginden dolayı, kan, şarap,yanak,yara gibi unsurlara şeklinden dolayı da kadehe benzetilmiş.

Lalemin kırmızı rengi bana yaşama sevincini taşıyor. Onunla karşılaşma anlarımızda içime bir sıcaklık yayılıyor. Yıllar öncesinde bir arkadaşımın üç yaşındaki kızı ile ilgili bir anı geldi aklımda. Bir gezi sırasında grubumuz içinde yirmi yaşlarında bir delikanlı vardı. Küçük kızımız bu yaşta ilk platonik aşkını yaşıyordu bu delikanlıya karşı. Yaşadığı şeyi şöyle ifade etmişti. “ Ben hep onu görmek istiyorum. Onu görünce çok mutlu oluyorum.” İşte benim lalemle ilişkim tam da böyle.




677


Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yazılmamış.







“An” dokunulmaz ve uçucudur! An, bu yüzden zamanın en önemli değer ölçütüdür. Fotoğrafın “altın ölçeğinde” ana dokunmak, yaşamın farkında olmakla eş anlamlıdır.

Ahmet Önel


  KÜBA
  KUZEY HİNDİSTAN
  AMERİKA
  AVRUPA
  GÜNEY AMERİKA
  YUNAN ADALARI
  TÜRKİYE'DEN
  EGENİN KIYISINDAN
  BİRKAÇ FİLM ÜZERİNE...
  ORADAN BURADAN
  Galeri
      KÜBA
      ÇOCUK OLMAK
      HİNDİSTAN
      GÜNEY AMERİKA
      AMERİKA
      AVRUPA
      YUNAN ADALARI
      FOÇA
      DOĞADAN
      AYVALIK
      KARS
      MARDİN

© Ekim 2015, GuzinTumer.com