Anasayfa    Hakkımda    Yazılar    Galeri    Yorumlar    Duyurular    Blog    İletişim      
LİKYA YOLU



   LİKYA YOLU


Likya Yolu, Fethiye’den başlayarak Antalya’ya kadar uzanan ve tarihte Likya olarak adlandırılan Teke yarımadasındaki patikalardan bir kısmının işaretlenip haritalanması ile oluşturulmuş, Likya yerleşim yerlerini birbirine bağlayan 1999 yılında İngiliz doğasever Kate Clow tarafından hizmete açılmış bir yürüyüş rotası. Çeşitli kaynaklarca dünyanın en iyi 10 uzun mesafe yürüyüş rotasından biri olarak gösterilen Likya Yolu bize olduğu gibi giden herkese inanılmaz güzellikler sunmakta. Kolay unutulacak cinsten değil!
Bu kitabi bilgiden sonra bizim yolculuğumuzdan da söz etmeden olmaz.

Biz 19 Nisan sabahı Kaş'tan yollara düştük. Gitmeden önce patika yollar üzerinde yürüyeceğimi ummuşken keskin kayalıkların üzerinde dans etmenin beni epeyi zorladığını söylemeliyim. İlk gün hedeflenen kamp yeri Aperlai idi. İlk mola yeri, Kaş'tan 5,5 kilometrelik bir yürüyüşle Limanağzı idi. Orada kısa bir mola verdikten sonra Uluburun yakınındaki Ufukdere kumsalını hedefleyerek yola koyulduk. Ufak bir değişiklikle, kamp yerimiz Ufukdere kumsalı olacaktı. Aperlai'ye bir günde ulaşmamız imkansız gözüktü. Kaş'tan yürüyüşe biraz geç başlamamız, rotanın kayalık ve yürümeyi güçleştiren taşlardan oluşması ve de çok önemli bir faktör olan sıcak ilk kamp yeri olarak planlanan Aperlai'den vazgeçmemize neden oldu. Bu yürüyüş sırasında çok zorlandığımı itiraf etmeliyim.







Keskin kayalıkların üzerinde yürümek benim için Türk'ün ateşle imtihanı gibiydi. Bu zorlu yürüyüşün ardınan Ufukdere kumsalında ilk kampımız kurduk. Engin'in gerçekten pilimin bittiği noktada sırt çantamı alıp kamp yerine taşıması günlerce susuzluktan sonra ağzıma konan iki damla su gibiydi. Kamp yerine ulaştığımızda sanki o kadar yolu yürümemiş gibiydim. Aslında bedenim bunu pek inkar etmiyordu da,ruhumun söyledikleri bambaşkaydı. Kaştan başlayan Uluburun yakınındaki Ufukdere kumsalına kadar olan yürüyüşümüz tahmini altı saat sürdü.




20 Nisan sabahı Ufukdere kumsalından yola koyulduk Boğazcık köyüne gitmek üzere...Benim için parkur ilk günkü kadar zor olmasa da susuz olarak Karabelen mevkini tırmanmak hepimiz için zorlayıcıydı. Boğazcık Köyüne üç dört kilometre mesafedeki su kuyusu adeta büyük ödüldü. Bir maymun için ağacın tepesine asılan muz neyse bu kuyunun da bizim içinde anlamı buydu. Hepimiz bu ödülün tadını doya doya çıkardık. Kuşlar misali Boğazcık köyüne ulaştık. Çok yorgun olduğumu hatırlıyorum. Ertesi gün Aperlai'ye yürünecekti. Acak ikinci bir seçenek de vardı. Kekova'ya arabayla gitmek ve Kekova'da bir gün sonra grupla buluşmak. Herhalde böylesi uzun yürüşlerde karar verme zamanı sabah olmalı yani dinlendikten sonra.Boğazcık'tan Aperlai'ye yürüdüğümüzde iyi ki yürümüşüm dedim sonradan. Kaş Üçağız rotası üzerinde benim en çok sevdiğim bölüm burası oldu. Ormanın içinde dar patika yollardan yürüdük. Arazinin taşlı olması beni zaman zaman zorladı ama kesinlikle değer.



21 Nisanda Aperlai'de idik. Boğazcık'tan oraya yaklaşık 6 saatlik bir yürüyüşle ulaştık. Bu sürenin içinde keyifli ve uzun sayılabilecek molaların da olduğunu söylemeliyim. Orada kampımızı kurduk. Deniz, dağ, tarih, medeniyet...Tüm bunların hoş bir karışımıydı Aperlai. Hatta soğuk bir birayı yudumlama şansınız bile vardı orada.. Aile işletmesi olan Purple House makul fiatlarıyla beklediğimizin ötesinde hizmet veriyordu. Aperlai'den sonraki hedef Üçağız'dı. Gruptan ben dahil bir kaç kişi Üçağız'a tekneyle gitmeyi yeğledik. Grubun geri kalanı yürüdü. Ortak görüşleri çok keyifi bir yol olduğuydu. Tabii onları dinlerken keşke bende yürüseydim dediğimi de paylaşmak isterim.




22 Nisanda Üçağız'daydık. Ekin Pansiyonda kaldık. Üçağız'da tatil yapmak isteyen herkes için ideal olduğunu düşünüyorum. Üçağız'ı anlatmaya gerek yok. Oldukça sempatik. El kadar bir yerleşim yeri Üçağız. Oradan şimdi aklımda kalan sabah erken odamın kapısını açtığımda beni karşılayan çiçek kokuları ve elbette eşsiz manzarası..
Üçağız'dan Kaleköy'e yürüdüğümüzü de yazmalıyım. Yaklaşık birbuçuk saatlik bir yürüyüş ve bize eşlik eden eşsiz manzara ile hiç unutulası değil bu rota. Üstelik bir de kısa olunca! Yıllar önce gittiğim Kaleköy ile bugünkü Kaleköy arasında büyük fark var. Kıyıya emanet yapılar kondurulmuş. Sardunyaların içinde oldukları için dikkatle bakılmadığı sürece kötü oldukları anlaşılmıyor. İyi ki sardunyalar var. Çünkü onlar çirkinliği kapamak için iyi bir örtü olmuş. Köyün karşıdan görüntüsü çok etkileyici. Hani arkası olmayan evler gibi! Hani şık bir elbiseyi vücuda oturtmak için iğnelerle tutturmak gibi. Köyün arka tarafına geçtiğimizde ön taraftaki parlaklığı bulmak neredeyse imkansız. Kekova Türkiye'nin hem güzel hem de tarihi açıdan önemli coğrafyalarından biri. Yapılması gerekenler gördüklerimden daha farklı olmalı diye düşünüyorum. Tekne ile Kaleköy'den Üçağız'a dönerken akşam alacasındaki görüntü ise ancak yaşanarak hissedilebilir. Üçağız son durağımızdı. 23 Nisan günü hoş duygularla, arınmış olarak eve dönmeye hazırdık.

Likya yolu üzerinde insanın onca gördüğü güzel yer yetmiyor insana! Hep yeni yürünecek yolların, yeni keşfedilecek yerlerin heyecanı ile gözümü açıyordum her sabah! Aslında çok lezzetli bişeyi yerken daha yediğimiz şeyin lezzetini tam almadan başka lezzetlerin peşine düşmek gibiydi bu yolculuk benim için.


Kaş'ta likya yolu yürüyüşüne başlamadan hemen önce..



Likya yolu, Kaş'tan başlayarak küçük çakılı aşarak geldiğimiz ilk durak Limanağzı idi. Benim için cefa ile sefanın aynı anda yaşanacağı yolculuk olacağından henüz haberim yoktu. "Çocuklar gibi şendik" demek fazla olmaz, Limanağzı'ndaki duygularımı tanımlamak için..



Canım arkadaşım Semih. Bu yürüyüş sırasında bana verdiği destek inanılmazdı. O olmasaydı bu parkuru bitirebilir miydim bilmiyorum. Ona buradan sevgilerimi gönderiyorum.



Aperlai, M.Ö. 5.yy da kurulmuş Likya Birliğinin en önemli kentlerinden biri. Kentin doğusunda hemen hepsi yuvarlak kavisli çok sayıda lahit bulunmakta.



Aperlai önemli bir likya kenti olmasının yanısıra coğrafi konumlanması da çok etkileyici. Aslında dağlarla çevrili olan bölge zaman zaman bana kapatılmışlık duygusu verdi. Bu fotografa bakarak karar vermeyin. Çünkü etrafı dağlarla çevrili idi..



Hop kur hop kaldır evlerimiz. İçinde iki büklüm hareket etsek de rengi ile bizi çağıran o ev benim evimdir dedirten sığınaklarımız. Bu kamp yeri Aperlai'de.



Aperlai



Aperlai'de Likya yolunu yürüyenler için keyifli bir konaklama yeri olan Purple House.



Boğazcık köyünde sabah kahvaltısı. Neredeyse köy meydanı denebilecek bir yerde kamp kurduk. Bir gün önce Uluburun yakınında Ufukdere kumsalındaydık. Oradan Boğazcık'a gelirken parkurun büyük kısmını susuz geçirmiştik. Bir de buna tırmanış eklenince, sanırım gerisini söylemeye gerek yok. Oraya vardığımızda Engin'in hiç birşey söylemeksizin avucuma koyduğu ilaçları hatırlıyorum. Görüntüm belli ki böyle bir müdaheleyi gerektiriyordu. O da grubun tek sağlıkçısı olarak gereken müdaheleyi yapmıştı. Sabah iyi kalktım. Ver elini Aperlai






Boğazcık köyünde. Sabah erkenden uyandım. Erken dediysem gerçekten erken. Çünkü gün ağarıyordu. Gece uyuyamamıştım. Çadırdan burnumu dışarı çıkardığımda hayatın köyde başlamış olduğunu fark ettim. Otlanacak, sağılacak hayvanlar ve bir sürü iş bekliyordu. Aslında beklemiyordu. Köy halkı çoktan çalışmaya başlamıştı. Anlaşılacağı üzere hayat hiç bir yerde kolay değil! Ayrıca burada sabaha kadar süren eşşek (ne desem acaba!) anırmalarını ve horoz seslerini unutmak imkansız. Adeta gece mesaisine kalmış gibilerdi. Bunun da hepimiz için farklı bir deneyim olduğunu söylemek isterim. Horozun nasıl öttüğünü ya da eşşek'in nasıl anırdığını hatırlamakta güçlük çektiğimiz şehir yaşamından sonra..



Boğazcık köyünden Aperlai'ye yürürken.Bu iki nokta arasında kısa bir traktör yolu var. Fotograf bu yol üzerinde çekildi.



Aslında tam neresi olduğunu hatırlamıyorum. Sanıyorum ilk gündü. Uluburun yolu üzerindeyiz.



Yüzümüzün söylediklerini anlamak zor olmasa gerek!



Üçağız'dan Kaleköy'e yürüdük. Semih, Engin, Mehmet ve Bendeniz. Özgür'de bizimle birlikteydi. Tahmin edebileceğiniz gibi birinin fotograf çekmesi gerekiyordu. Bizi Likya yolu işaretinin önünde belgeleyen Özgür.



Kaya mezarları. Birazcık kitabi bilginin sakıncası yoktur umarım. Zira araştırırken ben de öğreniyorum. Anadolu mezar geleneği içerisinde kaya mezarlarının ayrı bir özellik sergilediği, MÖ 1. binde hüküm sürmüş Anadolu uygarlıklarına ait kaya mezarlarının oldukça yaygın olduğu yazılıyor kaynaklarda. Günümüzde Antalya ile Dalaman çayı arasında yer alan Likya'da Anadolu kaya mezarlarının en etkileyicileri bulunmakta. Anadolu'nun en güzel coğrafyalarından biri olan bu bölgedeki kaya mezarlarının, doğayla eşsiz bir uyum içinde olduğu ve Likya'yı' ünlü kılanın da bu olduğu ilave ediliyor.



Bıraktıkları anıtsal kalıntılardan, dağlık ülkelerinde, dışarıya kapalı bir hayat sürdürdükleri ve özgürlüklerine düşkün oldukları anlaşılan Likyalılar, Anadolu'daki çeşitli milletler arasında daima farklı bir yer tutmuşlardır. Yerel dilleri halen çözülemeyen Likyalılar, yabancıların hakimiyetine uzun süre karşı koymuş ve Anadolu'da Roma'ya dahil olan en son eyalet olmuş.


Likya halkı, bölgenin son derece dağlık ve ormanlık oluşu nedeniyle belli başlı şehirlerini ya kıyıya ya da Ksantos vadisine kurmuş. Antik dönemdeki nüfusun tüm bölgede 200.000 kişiyi geçmediği sanılmakta. Bölge halkının yarattığı uygarlık izlerindeki taş işçiliğinin kalitesinin dikkat çekici olduğu ve bu durumun özellikle mezar mimarisinde kendisini göstermekte olduğu da belirtilmiş.


Adeta birer tapınak görünümde olan Likya kaya mezarları, dağların yamaçlarına, insanların kolaylıkla ulaşamayacağı noktalara oyulmuşlar. Bölgenin jeolojik yapısının yumuşak kireçtaşından oluşması, kayaların kolaylıkla işlenebilmesine olanak vermiş. Bu özelliğinden olsa gerek Anadolu'nun hiçbir yerinde Likya'daki kadar yoğun kaya mezarına rastlanmadığı da belirtilmiş.


Kaya mezarları,Kaleköy...



Üçağız, sabah erken. Antalya'ya gitmek üzere oradan ayrılmadan önce





.




808


Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yazılmamış.







“An” dokunulmaz ve uçucudur! An, bu yüzden zamanın en önemli değer ölçütüdür. Fotoğrafın “altın ölçeğinde” ana dokunmak, yaşamın farkında olmakla eş anlamlıdır.

Ahmet Önel


  KÜBA
  KUZEY HİNDİSTAN
  AMERİKA
  AVRUPA
  GÜNEY AMERİKA
  YUNAN ADALARI
  TÜRKİYE'DEN
  EGENİN KIYISINDAN
  BİRKAÇ FİLM ÜZERİNE...
  ORADAN BURADAN
  Galeri
      KÜBA
      ÇOCUK OLMAK
      HİNDİSTAN
      GÜNEY AMERİKA
      AMERİKA
      AVRUPA
      YUNAN ADALARI
      FOÇA
      DOĞADAN
      AYVALIK
      KARS
      MARDİN

© Ekim 2015, GuzinTumer.com