Anasayfa    Hakkımda    Yazılar    Galeri    Yorumlar    Duyurular    Blog    İletişim      
MAVİ MASMAVİ (2)



   MAVİ MASMAVİ (2)


Geçen hafta yaptığım mavi yolculukla ilgili bişeyler yazmak üzere oturdum. Önce geçen hafta neredeydim onu söylemeleyim. Marmaris çıkışlı Bayram Kaptan'ın teknesi ile Hisarönü körfezinde bir hafta seyrü sefere çıktık.




Yazacağım her şey bir öncekinin tekrarı olabilir.Böyle bir tehlikeyi göze alarak yazmaya devam ediyorum. Orhan Duru’nun Mavi Gezi kitabına baktım. Hisarönü Körfezi ile ilgili çok az bilgi var. Bu körfezdeki Amos, Serçe Bükü, Bozuk Kale, Bozburun, Datça ve Knidos’dan da önem atfedilerek söz edilmiş. Biz ilk turlarımızda Datça ve Knidos’a gitmiştik. Bu ve son birkaç seferki mavide Datça’nın yakınına kadar giderek dönüşe geçiyoruz. Bu yolculuk sırasında Sadece Bozburun ve Selimiye’de karaya ayak bastık. Karadan da gidilebilen bu iki yerleşim yeri, buralara yolu düşmeyenlere şiddetle önerilir.







Yaklaşık yirmi senedir katıldığım mavi yolculuklarda ( zaman zaman yılda iki kere) her seferinde ilk defa gidiyormuşum duygusunu taşırım. Aslında bu sadece bir duygu değil. Zira uğradığımız koyları hatırlamamak konusundaki ısrarım bunun sadece duygu ile sınırlı olmadığını gösteriyor. Herkes her gidilen koyla ilgili geçmişten gelen bilgilerini yarıştırırken bana da ilk defa görüyormuşçasına hayranlıkla etrafa bakmak düşüyor. Hangisi daha iyi bir durum bilemem. Her an keşif duygusu içinde yaşamak yeni öğrenen bir bebek gibi beni her daim taze tutuyor. Bu tazelenmeye de ihtiyacım olduğunu söylemeliyim. Neden mi?
Bir yaş sendromu vardı bu sene bende! Hangi yaş diye sormayın lütfen! Hani insanın büyüdüğü, serpildiği ama kişiliğinin bilgelik düzeyine çıktığı yaşlar var ya işte ben tam o yaşlardayım. Nereden geldim buralara gene iki taşın arasında bu olgunlaşma problemini araya sıkıştırdım. Hiç aklımdan çıkmıyor desem yalan olmaz.




Bu mavi yolculukta koyların yanı sıra yeni olan başka bir şey Silvia ile birlikte olmaktı. Onunla ilgili ne yazsam iyi olur acaba? “Sükut altındır” deyişini kendime şiar edinmiş biri olarak hemen şimdi onun hakkında bişey yazmamaya karar verdim. Bu yolculukta Silvia’dan başka üç yeni konuk daha vardı. Güzin, benim sevgili arkadaşım, Ege onun dünya tatlısı kızı ve Yoga hocamız Nergiz… Onlarla birlikte olmak keyifti.


Bozburun'da erkekler maç kızlar alışveriş için ayrılmadan önce.
Bozburun'dan aldığımız peştemaller kullanmak için pek kıyılacak cinsten değil. En azından deniz için...Mavilerde en sevdiğim aktivitlerden biri de karaya ayak basar basmaz çekirge sürüsü halinde dükkanlara saldırışımız.Bu da mavinin keyifli yanlarından. Ayrıca benden duyduğunuzu da kimseye söylemeyin. Tecrübe ile sabittir. Beğenmediğiniz defolu ürünleri bir yıl sonra değiştirme şansınız da var.


Her mavi yolculuğun, aktiviteleri ve genellikle ziyaret edilen koyları aynı olmasına rağmen insan neden bu mavi yolculuklardan tazelenmiş ve yenisine gitmenin hayali ile döner? Günlük aktiviteleri sıralayarak okuyucularımızın düşüncelerine başvuralım bu tazelenme hali ile ilgili olarak...

Sabah erken saatte yüzünü yıkmadan denize atlamaca ve yeni girecek olanların her sabah sordukları klasik soru ile - “Deniz soğuk mu?”-güne başlamaca…

Daha sonra tüm tekne olarak şehirde hayal edilmeyecek bir saatte denizde olmaca, çimmece, oynamaca…Ve makul bir süre denizde kaldıktan sonra (makul süre kişiden kişiye değişir) aç kurtlar gibi kahvaltı masasına çökmece. Koşulduğu hızla kahvaltılıklara saldıramama haliyle devam eder kahvaltı seansı. Bir kibrit kutusu büyüklüğünde peynir ile başlayıp birkaç zeytin ve domatesle devam eden kahvaltı seansı “ömür biter diyet bitmez” özdeyişi ile sonlanır. Bir parmak kalınlığında yağın sürülmüş olduğu ekmek dilimlerinin havada uçuştuğu nerde o eski maviler…

Kahvaltı sonrası yavaş yavaş teknenin bütün gölge köşeleri kapılır. Artık kıraat saatidir.Kimi 1 sayfa kimi 100 sayfa okuyarak bu zaman dilimini anlamlı biçimde doldurur.




Evet beklenen an ve beklenen soru gelmiştir. “Deniz soğuk mu?” Yanıtlar muhteliftir. Genellikle karşılaştırmalıdır. Tek kelimelik yanıtlar yerini daha daha kompleks yanıtlara bırakmıştır. “Düne göre..”, “sabaha göre…”, “a koyuna göre…” diye devam eden yanıtlar...

Yine denizde bir neşeli olma hali başlar. Adeta “buradayız onun için çok mutluyuz” ruh hali...
Ve bizi tekrar tekneye çağıran çatal bıçak sesleri, adeta mutluluğun sesi!
Coşkuyla masaya oturur, yemeklere elimizi uzatmak uzatamamak hali içinde yemeğimizi tamamlarız.

Yemek sonrası bir başka aktivitenin (Adeta yetişkinler için yaz okulu!) heyecanını duymaya başlarız. Kahve ve fal seansı. Neden ikisini bir arada yazdığımı sormayın. Amacımız kahve içmek mi yoksa fal baktırmak mı bunca yıldır bilemedim. En azından kendim için. Bu arada Alev, Ali ve Nergis kilit kişilerdir. Çünkü onların fal bakma konusunda kollarında birer altın bilezikleri var. Elbete bu teknenin fal bakma konusunda en popüleri Nergis’di. Çünkü teknemizin yeni konuklarındandı. Hepimizde bir heyecan Nergise fal baktırma konusunda. O günde sadece iki kişiye bakabileceğini söyleyerek fala bakmanın ciddi bir iş olduğunu bize anımsattı. Fal için sıralama yapılmış ve yolculuğumuz süresince herkesin falına bakılabileceği söylenmişti. Günlük aktivitenin bir parçası olarak kahve seansları teknenin olmazları arasındaydı.


Bir başka aktivite yoga dersleri idi. Bu teknemiz için ilkti.Ben de bir ders katılarak bu işten de nasibimi aldım.


Fal seansının ardından “ canın ne istiyorsa onu yap seansı” ile günün en sıcak saatlerini tüketiriz. Benim için uyumak anlamına gelen bu zaman diliminin gerçekten zor olduğunu söylemek isterim. Sıcağın böğürttüğü bu saatlerin olmaması ihtimalini çok seviyorum ben.


Ali ve Berk.Ne güzeller değil mi?



Alev,Şafak ve bendeniz


Erkekler için bir anlam ifade etmeyen ama biz kadınlar için olmazsa olmaz anlarından olan “giyinip süslenmece” saati.. Gün boyunca güneşte kavrularak yaratık haline dönüşme sürecinde olan bizler akşamın gelmesi birlikte inanılmaz bir tazelikle tekne halkı ile yeniden buluşuruz. Arındığımız saatlerdir. Aynı zamanda iltifatları kabul ettiğimiz saatler..


Kadın her yerde kadındır söyleyişinin doğrulandığı an!


İşte bu noktada “ bir light drink”e kim hayır diyebilir. Votkalı meyve suları, Mariacchi biralar ellerde çoktan yerini bulmuştur. Nefis manzara, hafiften güzel bir müzik, derinden gelen mangal kokuları ile kendimizi bir başka sosyal aktivite olan akşam yemeğine hazırlarız. İşte bu an tazelenme anıdır. “En güzel tatil biçimini biz seçtik” duygusuyla kendimizle gurur duyduğumuz andır. Akşam yemeği, sessiz film seansı derken sırada yatmaca var.


Yatakhanemizin genel görüntüsü. Zaman zaman mülteci gemisi görüntüsünden kurtulamasak da siz görüntüye aldırmayın.


Yatma giysilerini giyen, uyku tulumunu ve yastığını kapan açıkhava yatak hanesinde yerini almaya hazırdır.Önce giden yıldızların altındaki en iyi yeri kapar. Yok öyle “dün gece ben burada yattım yerim burası” demek. Sonrası anlatılmaz ve yaşanır. Benim için dayanılmazdır.


Söze ne gerek var?


Evet kısaca günlük aktiviteleri sıraladıktan sonra bu mavinin birkaç incisiden de söz etmek isterim.


Güzel arkadaşım Erhan'la Bozburun'da.


Bunlardan biri canım arkadaşım Erhan’ın denizde kalış süresini oldukça uzattığı ile ilgili. Merak etmedim desem yalan olur. Yıllardır saniye ile denizde kalan arkadaşım denizde kalış süresini dakikalara uzatmıştı.

Tekenin renkli kişiliklerinden Nafiz’in her söylediği yazılası. Sevgili arkadaşımızın kendini tanımlarken kullandığı “atın midillisi erkeğin Güdüllü’sü”deyişi gerçekten unutulası değil.


Erkeğin Güdüllü'sünü görmektesiniz.


Berk’in –kışlık mayosu- ile ilgili- “anne bu mayo eskidi su alıyor” şeklindeki şikayeti kulaklardan silinesi değil.

Teknemizin olmazsa olmazları arasında yer alan Sevgili arkadaşım Hale’nin elinde naylon torba karşı tekneye yüzerek gidip tarçın istemesi ise başka bir hoş anı. Elleri boş dönmesine rağmen iyi ki denenmiş diyeceğimiz aktivitelerden biri oldu benim için…

Evet benden bu kadar olsun bu mavinin notları… Siz sayın yolculara duyurulur. Gözlemleriniz varsa yazın bana paylaşalım. Bir mavi bitti. Darısı yeni mavilere..



807


Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yazılmamış.







“An” dokunulmaz ve uçucudur! An, bu yüzden zamanın en önemli değer ölçütüdür. Fotoğrafın “altın ölçeğinde” ana dokunmak, yaşamın farkında olmakla eş anlamlıdır.

Ahmet Önel


  KÜBA
  KUZEY HİNDİSTAN
  AMERİKA
  AVRUPA
  GÜNEY AMERİKA
  YUNAN ADALARI
  TÜRKİYE'DEN
  EGENİN KIYISINDAN
  BİRKAÇ FİLM ÜZERİNE...
  ORADAN BURADAN
  Galeri
      KÜBA
      ÇOCUK OLMAK
      HİNDİSTAN
      GÜNEY AMERİKA
      AMERİKA
      AVRUPA
      YUNAN ADALARI
      FOÇA
      DOĞADAN
      AYVALIK
      KARS
      MARDİN

© Ekim 2015, GuzinTumer.com